Türk Edebiyatından Biten Aşklar ve Ayrılık İle Yazılmış En Duygusal 15 Şiir
Yağmurdan mıdır nedir, bugün moralim biraz bozuk. `Eski` aşklar geliyor insanın aklına böyle zamanlarda. Hüzünleniyor.
1. Aşkın Yalan Olduğunu Söylemediler Bana (Kahraman Tazeoğlu)
Aşkın yalan olduğunu söylemediler bana, bu yüzden yara bereyim gönül evimde... Kaşlarımdaki öfkeyi susturacak söz bulamıyorum lugatımda! Yakışmıyor artık sana susmalar tadını kaçırdın yıllarca. Aramıza boyumuzdan büyük ayrılıklar koydun oldu mu? Bende kalabalığın tenhalaşıyor yavaştan... Meltem esmiyor nicedir, fırtınalar susmadı henüz. Hayat anlamsız geliyor tutunamıyorum canıma... Ben hiç mutluluktan delirmedim ama; delirmekten mutluluğu aşkta öğrendim. Neden herkes bakışlarını üstüme yapıştırmış bana bakıyor? Biliyorum, çok çirkinim kimin yüreğinin zilini çalsam açılmaz kapılar ardında kalırım kimsesizliğimden... Oysa ben düşlerin pembesini yüreğimin görünmezliğinde saklarım... Temiz hayallerimden kurşun yemek öldürüyor içime sığmayan umutlarımı: Yine de her gece mektuplar yazarım sana hiç okumayacağın. Yüzün flulaştı gözümde, aklım yavaş, yavaş seni unutmaya yelteniyor sevgili! O duyumsuz bakışlarından aldığım yitik anlamı göğsümde tutuyorum... Geç bastırılmış bir yalnızlık ihtilali için MERHABA! bu yüzden zehirli geceler bırakıyorum ve seni onarıyorum kendimi yaralayarak. Yalnızlığımdan bir sen çıkarıyorum sensizlik büyüyor yanımda... Mor bir ölüm giyiniyorum sensizliğimin, sessizliğinde... Seni çıkarıyorum hücrelerimin beyinden kan revan her parçan, ben kanıyorum gözlerimden sen düşerken. Seni bende devleştirmeseydim bu kadar sen de bilmeyecektin farkının farkındalığını sevgili!... Sen de unutamayacaksın yar beni... Her şarkıda biraz beni hatırlayacak sevgimi bırakıyorum yüreğine usulca haykırarak farkında olmasan da. Göm şimdi beni aklının dehlizlerine sana da bu yakışır sevgili! Beni saçlarının toroslarında uyut, beyaz gelinliği sen giydir başımın mezarına! Sonranın azı, mor dağların eteğinde ölüm kusacak aşkın ciğerlerimden... Bu ölüm beni de korkutuyor ama; gelsem yoksun, gelmesen ölüm oluyorum; nedir bu ters denklem anlamıyorum! Ve ben seni bilmesen de hala çok seviyorum.
2. Ayrılıklar (Behçet Necatigil)
Karadeniz'de gemilerin mi battı, Ağzını bıçaklar açmaz, Üzüntüdesin gayet. Sen sızlanmışın çok mu, Bize edebiyat öğretmeni anlattı: Neyler bile etmiş şikayet. Baktın ki olacak gibi değil, Unuttu diyelim nihayet; Yine de bulunur tesellisi: Dünyada başka kız yok mu, Elini sallasan ellisi - Mesele bundan ibaret.
3. Buluşmak Üzere (Can Yücel)
Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım
4. Bir Ayrılış Hikayesi (Nazım Hikmet)
Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: - Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana... Ve artık biliyorum: Toprağın Yüzü güneşli bir ana gibi En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini... Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kâbil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak... Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR...
5. Demek Şimdi Gidiyorsun (Yusuf Hayaloğlu)
Demek şimdi gidiyorsun; Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak! Demek şimdi gidiyorsun;Kuşlarımız acıkacak,saksılarımız artık sulanmayacak! Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp aynanın sahtekâr yüzüne -Oy benim yaralım- Demek şimdi gidiyorsun; Beni böyle toz gibi dağıtıp merdivenlern dibine! Her şey tamam diyorsun,git... Beni viran bir şehir gibi terket... Haydi git! Dışarısı ispiyon... Dışarısı ihanet... Seni bir gören olmasın,dikkat et!.. Dostlukmuş... ölüme yürümekmiş... Üstüne titremekmiş... vefaymış!.. Aşk dediğin,zavallı bir kapıyı duvara çarpıp Çıkıncaya kadarmış!.. Bana komaz deyip Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları, -Oy benim yaralım- Asıl sancı,uyandığında Bütün odaları boş görünce koyarmış!. Gitmek istiyorsun,git... Bir savaşçı asla vedalaşmaz! Durma git! Dışarısı dinamit... dışarısı enkaz! Şunu cbine koy,ne olur ne olmaz.. Eylül mağdurlarıydık,kimsemiz yoktu, Yaralarımız aman vermiyordu canımıza.. Kimseye kıymamıştık oysa,masumduk.. Rahatsız ediyordu bizi bu yalancı tarih! Yırtılan bir pankart gibi Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz; -Oy benim yaralım- En az bir karıncanın yüreği kadar Namuslu ve çalışkandı ellerimiz! Artık bitti diyorsun,git.. Kırılsın kapı-çerçeve,kırılsın bu cam.. Sorma git! Dışarısı panik..dışarısı izdiham! Biliyorum,seni vuracaklar bu akşam... Ne çok fire verdik üstüste.. Ne çok arkadaş yitirdik bu tozlu yolculukta.. Kimliği tespit edilmemiş, Ne çok ceset vurdu zeytin güzeli akşamlarımıza! Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi İçerden çürümüşüz meğerse... -Oy benim yaralım- Her gelen ölüm yazmış, Her giden ayrılık işlemiş bu talihsiz gergefimize... Kendini arıyorsun,git.. Aptal bir hayat kur,içinde beni barındırmayan Kalma git.. Dışarısı barut..dışarısı gardiyan! Yine bir tek ben olurum sana parçalanan.. Demek şimdi gidiyorsun; Sonunda bizi de çökertiyor bu kancık zelzele! Demek şimdi gidiyorsun; Yıkılan bir duvar gibi;ömrüme devrile devrile.. Demek mecburi istikametlerin, Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında -Oy benim yaralım-maralım Demek şimdi gidiyorsun, Ve bana bir tek secenek kalıyor:güle güle! Beni öldürüyorsun,git.. Kalmasın sende kahrım,kalmasın derdim Bakma git Kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim...
6. Ayrılış (Orhan Veli)
Bakakalırım giden geminin ardından; Atamam kendimi denize, dünya güzel; Serde erkeklik var, ağlayamam
7. Ayrılık Sevdaya Dahil (Attila İlhan)
Açılmış sarmaşık gülleri Kokularıyla baygın En görkemli saatinde yıldız alacasının Gizli bir yılan gibi yuvalanmış İçimde keder Uzak bir telefonda ağlayan Yağmurlu genç kadın Rüzgâr Uzak karanlıklara sürmüş yıldızları Mor kıvılcımlar geçiyor Dağınık yalnızlığımdan Onu çok arıyorum onu çok arıyorum Her yerinde vücudumun Ağır yanık sızıları Bir yerlere yıldırım düşüyorum Ayrılığımızı hissettiğim an Demirler eriyor hırsımdan Ay ışığına batmış Karabiber ağaçları Gümüş tozu Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar Yaseminler unutulmuş Tedirgin gülümser Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var Çünkü ayrılık da sevdâya dahil Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar Her an ötekisiyle birlikte Her şey onunla ilgili Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar Gittikçe genişleyen Yakılmış ot kokusu Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte Yansımalar tutmuş bütün sâhili Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdâya dahil Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili Yalnızlık Hızla alçalan bulutlar Karanlık bir ağırlık Hava ağır toprak ağır yaprak ağır Su tozları yağıyor üstümüze Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır Eflatuna çalar puslu lacivert Bir sis kuşattı ormanı Karanlık çöktü denize Yalnızlık Çakmak taşı gibi sert Elmas gibi keskin Ne yanına dönsen bir yerin kesilir Fena kan kaybedersin Kapını bir çalan olmadı mı hele Elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kuğu boynu Parmakları uzun ve ince Sımsıcak bakışları suç ortağı Kaçamak gülüşleri gizlice Yalnızların en büyük sorunu Tek başına özgürlük ne işe yarayacak Bir türlü çözemedikleri bu Ölü bir gezegenin Soğuk tenhalığına Benzemesin diye Özgürlük mutlaka paylaşılacak Suç ortağı bir sevgiliyle Sanmıştık ki ikimiz Yeryüzünde ancak Birbirimiz için varız İkimiz sanmıştık ki Tek kişilik bir yalnızlığa bile Rahatça sığarız Hiç yanılmamışız Her an düşüp düşüp Kristal bir bardak gibi Tuz parça kırılsak da Hâlâ içimizde o yanardağ ağzı Hâlâ kıpkızıl gülümseyen -Sanki ateşten bir tebessüm- Zehir zemberek aşkımız
8. Ayrılığın Yüreği (İlhan Berk)
Sessiz sedasız yaşayan bir ayrık otuydu Orta Anadolu‘da Kıtlıktan önce. En küçük bir şeyden coşardı Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak ’a doğru Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi. Bir bulut geçsin üstünden Ayrılıktan çıkardı. Dünyayı, derdi, dünyayı Hiçbir şeylere değişmem. Şimdi yaşamak istemiyor.
9. Ayrılık (Sunay Akın)
İki rayı gibiyiz Bir tren yolunun Yakın olması Neyi değiştirir Son istasyonun
10. Ayrılanlar İçin (Ümit Yaşar)
Yollarımız burada ayrılıyor Artık birbirimize iki yabancıyız Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız Her kederin tesellisi bulunur, üzülme İnsan ne kadar sevse unutabilir Mevsimler gelir geçer, yıllar geçer Sen de unutursun bir gün gelir Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi O günlerce gecelerce sevişmelerimizi Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin Hatta bütün yazdıklarımı satır satır Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır
11. Ayrılık Vakti (Necip Fazıl Kısakürek)
Elimde sukutun nabzını dinle. Dinle de gönlümü alıver gitsin. Saçlarımdan tutup kor gözlerinle, Yaşlı gözlerime dalıver gitsin. Yürü gölgen beni uğurlamakta. Küçülüp küçülüp kaybol ırakta. Köşeyi dönerken arkana bak da. Öylece bir lahza kalıver gitsin. Umudum yılların seline düştü. Saçının en titrek teline düştü. Kuru yaprak gibi eline düştü. İstersen rüzgara salıver gitsin.
12. Ayrılık Nikahı (Cemal Safi)
Seni bilmem ama ben kararlıyım Şu garip sevdadan cayalım gitsin Bu aşkta senden çok ben zararlıyım Bir kumar oynadık diyelim gitsin İçimde bir his var benden pes diyor Olmayan duadan ümit kes diyor Madem ki bahtımız böyle istiyor Kaderin emrine uyalım gitsin Seninle burcumuz tutsaydı keşke Aslanlar bir başka yengeç bir başka Yarını olmayan hayırsız aşka Ayrılık nikahı kıyalım gitsin Farzet ki bir rüya gördük ikimiz Gerçekte bu hissi tanımadık biz Böyle bir masalı yaşamadık biz Bir varmış bir yokmuş sayalım gitsin Marifet feleğin elinden çıkmış Dünyada başka bir terzisi yokmuş Keremi Aslıyı narına yakmış Ateşten gömleği giyelim gitsin Tiryaki gönlümde olmasın kuşkun Tek sana müptela tek sana düşkün Ardından bir ağıt yakalım aşkın Adını elveda koyalım gitsin
13. Ayrılık Kapıyı Çalıyor (Ahmet Selçuk İlkan)
Ayrılık kapıyı çalıyor açma Biraz daha düşün zamanımız var... Ne günler yaşadık bak sayfa sayfa Seninle yazılmış romanımız var... Gönül kapısından hemen uçma dur! Selamsız vedasız böyle kaçma dur! Bilinmez yerlere yelken açma dur! Seninle mutluluk limanımız var!.. Bir anda yokuşa çevirme düzü Dargınlık bir aşkın tadı ve tuzu Hatırla Tanrıya verdiğin sözü Ayrılmak yok diye yeminimiz var...
14. İstediğin Gibi Yaptım; Artık Kalbim Yok! (Küçük İskender)
artık kalbim yok ağladığımda sana düşündüğümde seni artık kalbim yok seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok ! küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak köpeğine suda sektirdim bir kiremit parçası gibi ve bekledim batmasını bekledim batmasını yanan bir gemi nasıl ağlayarak denize dökülürse istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok! artık kalbim yok baktığımda eski resimlere özlediğimde seni arta kalmış bir kalbim yok! YOK!
15. Bir Cefalar Etsen (Pir Sultan Abdal)
Bin cefâlar etsen almam üstüme Gayet şirin geldi dillerin dostum Varıp yad ellere meyil verirsen Kış ola bağlana yolların dostum İlâhi onmaya yardan ayıran Bahçede bülbüller ötüyor uyan Kula gölge olsa Allah'a ayan Senden ayrılalı gülmedim dostum Pir Sultan Abdal'ım gülüm dermişler Bu şirin canıma nasıl kıymışlar İster isem dünya malın vermişler Sensiz dünya malın neylerim dostum